Yüzyılın düşmanı: Tabak!

Neden Karadenizliler daha uyanıktır da bedeviler daha naiftir? Neden bir Afrikalı genç iri, geniş, siyahtır da Koreli bir genç kısa, küçük ve çekik gözlüdür? Ya da niye Japonlar daha mülayimdirler de kazaklar daha savaşkandır?

İnsanlar iste bu soruların cevaplarını yüzyıllarca aradı. Bazısı bu farklara binaen “üstün irk” olduklarını ileri sürdüler, bazıları “seçilmiş irk” olduklarını iddia ettiler. Akli selim insanların düşündükleri ise, bugünkü müspet ilim sayesinde kanıtlanmıştır. İnsanları değiştiren başlıca dört etken vardır: sosyokültürel yapı, iklim, yedikleri ve atalarından aldığı genler. Daha çekici gibi duran diğer etkenlerin aksine, bu yazıda bedenen en önemlisi olan yiyeceklerin bize etkisini anlatacağız.

You are what you eat (Ne yerseniz, osunuz)

İnsanların binyıllardır bildiği bazı gerçekler vardır. Örneğin Osmanlı’da habercilerin hepsi Tatarlardan seçilirdi. Bu seçimin alelade bir seçim olmadığı suna bağlıdır: Tatarlar at etiyle beslenen bir toplumdu ve bu nedenle yollara diğer toplumlardan çok daha dayanıklıydı. Örneğin, Hristiyanlarda Noel’de ve bazı özel zamanlarda et yemek yasaktır, Budistlerde et yemek yasaktır, tasavvufta riyazât yapılırken et yemek yasaktır. Dolayısıyla, nebati (yani bitkisel) besinler tüketilir. Çünkü, et vahşeti arttırırken, nebati gıda hilmiyeti, sakinliği arttırır. Kazakların, Moğolların daha savaşçı bir toplum olmasında da, Çinlilerin muazzam güce sahip olduğu anlarda bile kendi topraklarından çıkmak istemeyişinde de sebep budur. Müslümanlıkta domuz yememenin sebeb-i hikmetlerinden biri de yine bu bağlamda, domuzların yapısından ve insana etkilerindendir.

Peki, biz ne yiyoruz?

Doğayla ilişkisi kesilmiş bir nesil olarak, marketlere bağımlıyız yasayabilmek için. Peki, aldığımız yiyeceklerin içeriğine baktığınızda neler görüyorsunuz? Bir ekmekte, bir şekerde, bir sosta ve doğal olduğunu düşündüğümüz birçok besinde dahi, içi, ne olduğuna dair hiçbir fikrimizin olmadığı şeylerle dolu. Ve sanmayın ki sadece belli yerlerde, belli basit markalarda. Maalesef, çevremizdeki her besinde. “Eski toprak bu, sağlamdır” deriz ama biz “yeni toprak” olarak niçin bu kadar çürüğüz? Bunun sebebini yiyeceklerimiz ve içeceklerimiz dışında aramak saflık olur.

Bu iş, basit insan hatalarından ya da ekonomik kaygılar için insan sağlığını tehlikeye atan insanlardan olmuyor. O kadar basit değil. Bir şirket duşunun ki tescilli tohumların %95’ine sahip olsun. Bunları modifiyeli edebilsin, genleriyle oynayabilsin ve dünyada bir monopol oluştursun. Biz böyle bir dünyada yaşıyoruz. Sanmayın ki devletler zararları bilinirse bir gıdayı satamaz. Sağlığı koruma noktasında, insanlar bu çağda yalnız bırakılmıştır. Aspartamın, emulgatorun çoğu çeşitlerinin, renklendiricilerin çoğu çeşitlerinin, direkt olarak kansere yol açtığı kanıtlandığı halde hala satılıyor! Dünya Ticaret Örgütü denen yapının içini bilmeden, bilemezsiniz ki “sağlığınızı, sizden başka koruyan yok!”.

Elbette bu konuda söyleyecek daha çok şey var ama hiç değilse bir şeyler vermek adına küçük bir hatırlatmayla yazıma son veriyorum:

Genetiği değiştirilmiş gıdalardan (özellikle mısır ürünlerinde), içinde emulgator olan gıdalardan (E ile başlayanlar), geçenlerde sırrı açığa verilen, içinde alkol ve kokain dahi bulunan kola, fanta ve varyasyonlarından, hazır gıdadan, fast food’dan, hormonlu meyve/sebzelerden ve yapay olan her şeyden uzak durun. Bunlar elbette daha tatlıdır, daha kolaydır, daha hızlıdır… Ama unutmayın ki, sağlığınız elden gittiğinde bütün bunların hiçbir ehemmiyeti yoktur.

Allah, 2014’te hepimize sağlıklı günler nasip etsin.