Siz hiç emperyalist oyunu gördünüz mü?

Muhtemelen görmemişsinizdir…

Yüzyıl, 19. yüzyıl. İngiltere prensi dedi ki: “bundan sonra Türkçe konuşan, müslüman ajanlar yetiştireceğiz. Hem de içinizden…” Öyle de oldu. Türkiye ne zaman kalkınmaya başlasa, hep bir arıza çıktı, hep birbiriyle çatıştırıldı. Gün oldu, başbakanımızı astırdılar, gün oldu zehirlettiler, gün oldu kardeş kardeşi şucu bucusun diye kırdı geçirdi… Ve hepsinde de yaptığımıza ölesiye inanmıştık.

Niye her sefer yiyoruz bu oyunu?

Çünkü bizim kanımızda var… İki türk bir araya gelse ya devlet de yıkar, ya devlet de kurar. Örgütlenmeyi seviyoruz, baş kaldırmayı seviyoruz, haksıza “dur”u en sert şekliyle diyoruz. Ve dolayısıyla da emperyalizm için çok kolay bir lokma haline gelebiliyoruz. Özellikle de en güçlü türk, müslüman ve ehl-i sünnet ülkesiyseniz ve en stratejik yerlerde sözünüzü dinletiyorsanız; emperyalistler için en çekici av halini alıyorsunuz…

Bugünlerin en bezdiren olayı “Gezi parkı” meselesi nedir?

Asıl adı “İsmet İnönü Gezisi Parkı” olan park, önemli tarihi eserlerimizden “Topçu Kışlası” yıkılarak, onun yerine 40’lı yıllarda yapılmış bir parktır. Yapılmak istenen kışlayı bir kültürel aktivite merkezi olarak yeniden açmak. Üstelik yeşillendirerek, üstelik buradaki ağaçları kesmeden başka bir yere nakil ederek. Ağaçlar yıkılmasın diyen bir kaç iyi niyetli insanın protestosuyla başladı olaylar… Sonrasında olayın bundan ibaret olmadığı anlaşıldı. “Mesele ağaç değil, anlasana!” denildi. Önce ağaçti… Sonra kapitalizm karşıtlığı oldu, sonra hükümet karşıtlığı, sonra “türk baharı“, sonra alkolizm hareketi, sonra anti-islam ayaklanması… Adım adım ilerletilen bir tiyatro başka bir deyişle… Amacı halkı birbirine düşürmek olan. Yapılan röportajlarda insanlar son olarak neyi protesto ediyor olduklarını karıştırır hale geldi.

Bir kere; madem bu kadar nefret edilesi, baskıcı, şovenist bir yönetimimiz var; yapılması gereken tek şey, 10 ay sonraki seçimlerde tuttuğumuz partilere oy vermek. Bu; bu kadar basittir. Belçika’dan bir siyasetçimiz demiş ki “demokrasi sadece oy atmak değildir!”. Elbette! Eylemler olmalı, sivil toplum örgütleri halk için çalışmalı. Ancak yakmak, yıkmak, halkın çoğunluğunun memnun olduğu hükümeti diktatörlük diye nitelendirip halkı isyana teşvik etmek, anti-islam karşıtı bir gösteriye dönüştürmek, halkların arasına nifak sokmak vs… Bunlar da kesinlikle ve kesinlikle demokrasi değildir.

Oyun olduğu nereden belli ve ne yapmalı?

Türkiye borsada puan kaybediyor, yabancı yatırımcılar yatırımlarını geri çekiyor, turistler rezervasyonlarını iptal ediyor, ekonomi sallantıya girdiğinden kimse yeni girişimlerde bulunmuyor ve en önemlisi, bu arap baharında dim dik duran ve istikrardan ödün vermeyen TC’nin imajı zedeleniyor. Yabancı yayın örgütlerine fotoğraflar, yazılar ve yalan haberler basılıyor, yollanıyor. Siyonist oyuncağı femen örgütü, “Biz de sizler gibi, islama karşıyız” diye destek videoları hazırlıyor, İsrail resmi açıklamayla “destekliyoruz” diyor, Rusya “hani muhaliflerin hakları vardı” diyor.

Eğer bu olaylar, vatanını milletini samimiyetle seven insanlar tarafından çıkartılsaydı, bu kadar zararı, bu kadar ezikliği göze almazlardı.

Eğer bir şeyler yanlış diyorsanız… Ve eğer halkınıza, milletinize, ulusunuza inanıyorsanız… Türk halkı emin olun ne yapacağını bilir! Kendini “ulusalcı” olarak adlandıran kandırılmış insanların kampanyayla yaptığı gibi sokaklarda devletimize kin kusmayalım, yabancı gazetelere bu rezilliği kendimiz servis etmeyelim, arkadaşlarımızla bu konular yüzünden tartışmayalım, küsmeyelim,  ve aklı-selimimizi başımıza alalım. Bilge şair Hakiki Kabakçı‘nın konu ile ilgili şiiri ile bitirelim bu konuyu:

Ver demiyorum bak! filana reyi
Hatta hiç birine verme çeyreği
Görerek ülkede vahim gerçeği
Fitneden nifaktan kaçalım kardeş!