Basit bir mantıkla milletleri birer insan olarak düşünelim… Türkler nasıl bir insan olurdu ? Genel cevap: “Onurlu, korkusuz, tarihinde yüzlerce başarılı işe imza atmış, büyük, savunduğu davalarda, her zaman, sonuna kadar mücadele etmiş, basarmış … diye gider.

Yanlış mı? Doğru. Ama ortada çok daha büyük, başka bir yanlış var …

En çok dikkat çeken iki şey vardır cevapta: birincisi, geçmişteki başarılarla alabildiğine övünmek; ikincisi, arkası çoğu zaman boş olan bir özgüven…

Bizi asıl, doğru bir cevaba yönlendirecek soru ise: bilimlerle, kültürlerle arası açık olan, kendi kabuğunun içinde yaşayan, öğretmeyen, öğrenmeyen, gayret eymeyen, okumayan, çalışmayan; dahası, halen geçmişiyle övünüp duran bir insanın ne kadar iyi, makbul bir insan olduğudur ?

Dogru cevaba doğru…

Övünmek, bir kişilik bozukluğudur. Eğer bu ahlaka ters hareket, karakteri haline gelmemiş ise, övünmeye iten en büyük etken, başarılı bir durumdan, fazlaca kötü bir duruma düşmüş olmasıdır. Şu anki durumunu görmezden gelir, ne yaptığını/yapacağını önemsemez ve daimâ geçmişteki günlerini yâd ederek idâme ettirmek ister hayatını…Bu, bir ruhâni hastalık olarak yapışmıştır ona. Bu, kendini iyi hissetmesi için yapacağı tek şey olarak görünür gözünde. Ancak bu şekilde sadece günü kurtarabilmektedir.

Gerçeğe dönersek:

“Fetih” filmi çikar, Fatih Sultan Mehmet’le övünürüz, bir yerde Mevlana’yı duyarız, onunla; Atatürk’ün yaptıklarıyla gururlanırız, nelerle mücadele etti, bilmeyiz…

Yükselmek için, yüksekte olduğu günlerle övünmek âcizânedir. Yükselmek için, alçakta olmak gerekir. Bunun içinse baslığın üçüncü kelimesi olan: çalışmak!

Belçika’daki Türkler olarak durup kendimize, etrafımıza bakalım… Yasadığımız yeri biliyor muyuz? Etrafımızda neler olup bitiyor? Amacımız sadece ev-araba almak mı olmuş ? Kaçımız etrafına, halkına, insanlığa faydalı işler yapma çabasıyla bir iş yapıyor ? Kaçımız “Yaptığın işin, en iyi yapanı ol” sözünün peşinde? Kaçımız “Ilim, Çin’de de olsa git” kelimesinin peşinde ?

Övündüğümüz insanlar, övdüğümüz işleri yaparken bile kendileriyle gurur duymaktan hayâ ederken; kimsenin hakkı yok ki daha yukarıdaki soruların bir kaçına bile olumlu cevap veremezken geçmişiyle övünsün, kendine güvensin.

Unutulmamalıdır ki, bize kalan bu “büyük şeyler”, bu şekilde devam ettiğimiz takdirde, şansımız değil, şanssızlığımız olarak devam edecektir.