Milliyetçiliğın özü ailedir. Neslinin devamı olan insanları, dili, kültürü, ahlakı sevmek, sahip çıkmak ve geliştirmek gibi insanın en temel aîdiyet esaslarının özüdür. Ve bunu yaparken diğer ailelere, yani diger kavimlere, seninle ayni hisleri paylaşabileceği saygıyı duymaktır. Birbirinden üstün tutmak değildir, insanlığı bir bütün olarak görerek, kendi sahip olduğun değerlere sahip çıkan en insanî bir hissiyattir.

Milliyetçilik kaba olarak iki gruba ayrılır…Biri soyu temel alan “ırk milliyetçiliği” biri de sahip olduğu değerleri baz alan “kültür milliyetçiliği”.

Bu noktada Türkler olarak, diğer milletlere bakarak, en temiz ve berrak milliyetçilik duygusuna sahip olduğumuzu söylemek yanlış olmaz. Çünkü biz, “kültür milliyetçiliği”ni özümüze kadar benimsemiş bir milletiz. Bu yaklaşıma göre, milleti millet yapan tek şey sahip oldugu değerlerdir. Ve sahip olduğumuz bu değerin ne kadar paha biçilemez olduğunu tarihteki isimlere bakarak bir kez daha görebiliriz: Cengiz Han, Mimar Sinan, Mehmet Akif Ersoy, Turgut Özal, Ziya Gökalp, Nazım Hikmet… Bu isimler soy olarak Türk olmadıkları halde dilimize, kültürümüze, siyasetimize, ekonomimize, devlete o kadar büyük katkılar sağlamıştır ve kendilerini yalnızca “Türk” olarak tanıtmışlardır.

Bunun içindir ki açığız tüm milletlere. Daha Kurtuluş Savaşı’nda ülkemizi bölen, savaştığımız milletlerle yakın ilişkilere girmenin, dillerini öğrenmenin, o millete bir kin beslememenin başka bir açıklaması yoktur.  Bunun içindir ki, onlarca imparatorluk kurup,  her türden insanla yaşayıp, her yere yayılabildik. Çünkü bizim desdurumuz: “Yaradılanı severiz, Yaradandan ötürü”dür.  Ne yazık ki elbette bu herkeste böyle değildir…

En açık örneğini Avrupa’nın daha yaralarını yeni yeni sardığı 2. Dünya Savaşı’nda gördük. “En üstün millet” olduğu rüyasına kapılan milyonlarca insan, yine milyonları katlettikten sonra, Moskova kapılarında çark ettiler. “Batının”, siyahî insanlardan üstün olduğu inanciyla sürdürülen kölelik ve sömürgeler daha halen kalkmadı. Yine 2. Dünya savaşında mezalime uğrayan Yahudiler bu sefer aynı şeyi ortadoğuda tatbik etmeye çalışıyor. Neo-nazi örgütleri, kl-klux-KLAN’lar , faşist partiler vs vs… Bütün bu örnekler, batının günümüzde dahi “ırk temelli milliyetçiliğe” inandığını gösteriyor. Ayrıca “kapitalizm”in temelini oluşturabilmek, ülkeleri bölebilmek adına, diğer halkları da çok iyi inandırdığını da Osmanlı’nın yıkılışından kelli çok iyi biliyoruz. Biz “Avrupa’da yaşayan Türklere” de ırkından dolayı yer yer -direkt ya da indirekt- nasıl zorluklar çıkarıldığını da biliyoruz.

Tüm bunların tersine, ne mutlu ki bizim kültürümüzde, vefâtına her dinden insanın ağladığı, “ne olursan ol, yine gel” diyen Mevlânâ var. “Beni kara diye yerme, Mevlâm yaratmış hor görme” diyen Karacoğlanımız, “Ya öğretici ol, ya öğrenen ol, ya dinleyen ol. Sakın dördüncü olma. “ diyen Peygamberimiz Efendimiz Hz.Muhammet (s.a.v), “Bir kez gönül kirdin ise, bu kildigin namaz degil” diyen Yunus Emre’miz, son kurşuna ve son nefere kadar savaşıp düşmana geçit vermeyen 52. alayımız var…

Tüm bunlar bizim millet olarak kendimize ve tüm dünyaya nasıl baktığımızı ortaya koyan, bizi millet, bizi Türk yapan temellerdir. Bunlara sahip çıkabildiğimiz sürece, geliştirebildiğimiz sürece, böbürlenmediğimiz sürece.

Başta insan, daha sonra Türk olmaktan gurur duyun. Çünkü bu bizim hakkımız.