Tartışmak, kelime yapısı ile kullanımı arasında farkı acilmiş kelimelerden biridir ne yazık ki. Genelde hiddet, ateşlilik ve hatta kavga ile özdeşleştirilebilmektedir günümüzde. Ancak, özüne baktığımızda “tartmak” fiilini buluruz; yani anlamak, ölçüp biçmek, mahiyetini kavramak. Gelen yapım eki “-iş” ise bunun iki yahut daha fazla kişi tarafından ‘ortaklaşa’ yapıldığını söyler bize. Sadece kökü dahi incelendiğinde bir tartışmanın nasıl yapılması gerektiği hakkında kaba bir fikir oluşuyor kafamızda.

En başta bilinmelidir ki, tartışma bir yerdeki doğru bilineni anlatmak yahut anlamak için yapılır. Ya da bir olgu hakkında fikir hakkındaki değiş -tokuştur, bakış açılarının paylaşılmasıdır. Hem hemfikir olduğun kişilerle, hem de ve özellikle ayni fikirlere sahip olmadığın kişilerle yapıldığında insanı geliştirir, öğretir, bilgilendirir. Ama kötü olarak anılmasının da sebepleri vardır.

Tartışmak, sanılanın aksine çok az koşullarda gereklidir. Örneğin Gazâli der ki;

  • Karsıdaki dediklerini anlayabilecek durumda veya yapıda değilse,
  • Kendimiz karşımızdakinin dediklerini anlayabilecek hal ve yapı üzere değilsek,
  • Bir topluluk önünde yapılıyorsa; ki burada işin içine gurur, riya, lafbazcılık ve koşullara bağlı engeller, bir nihayete varmayı engeller.
  • Konuşan kişiler edep sınırları içerisinde dinlenilmiyorsa,
  • Tartışma, bir izzet-i nefs meselesi halini aldıysa.

Bu zamanlarda tartışmak sadece zarar getirir. Eğer amaç yalnızca doğruyu bulmak ya da anlatmak ise, bu; karşı tarafın gururunu kırmadan, anlayabileceği hal ve biçimlerde, anlaşılabileceğimiz biçimde, mümkün mertebe yalnız ve saygı sınırları çerçevesinde olmalıdır. Tabii ki amacımız bağcıyı dövmek değil de, üzüm yemek ise.

Doğru lafı bile her yerde demek doğru değilken; böylesi münasebetlerde ağızdan çıkana dikkat etmek gerekir. “Ne söylediğin değil, nasıl söylediğin önemlidir” lafının önemini iyi kavrayabilmek lazımdır. Birbirimize –konu ne olursa olsun- tahammül değil, saygı duymamız lazım. Dünyadaki gelmiş ve gelecek hiçbir insan aynı değilse, düşündüklerimiz, inandıklarımız, savunduklarımız da ayni olmayacaktır. Birbirimizle tartışabilmemiz de bu farklılıkları bir arada tutabilecek yegâne dayanağımız… Unutulmamalıdır ki; tartışabilen bir topluluğun, tartışılacak hiç bir sorunu kalmaz. Yeter ki sınırlarımızı görebilelim.

Neşet Ertaş üstâdımızın 1. ölüm yıldönümünde, ona Allah’tan gani gani rahmet dileyerek, şu güzel mısralarıyla bitirelim:

güneşi bir kuvvet karartır mı hiç,
allah sevmediğini yaratır mı hiç,
insan olan insan darıltır mı hiç,
haksızlık haksızın yüzünden olur.