Kınamak, anlam olarak aynen şöyle geçiyor sözlüğümüzde:

“Yapılan bir işin kötü olduğunu belirtir bir biçimde söz söylemek, ayıplamak”

Bir amaç bahane edilerek kurulan ve emperyalizmin en önemli aracı olan teröri örgütlerinin çökertilmesi konusunda alelâde bir insanın yapabileceği tek şey.

Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v)’in hadîs-i şeriflerinde buyurduğu gibi: “haksızlık gördüğünüzde elinizle düzeltiniz. Elinizle düzeltemiyorsanız, dilinizle düzeltiniz. Dilinizle de düzeltemiyorsanız, kalbinizden buğuz ediniz.” İşte “kınamak”, bu üçlünün en alt seviyesinde bulunmaktadır.

Bir insan için yapılabilecek şey buğuz etmek, en fazlası da: dili ile bu -insanın en başat hakkı olan yaşama hakkını elinden alma- haksızlığına karşı çıkabilmektir. Ancak, insanların bir araya gelerek oluşturduğu ve güvenlik, sağlık, eğitim, ekonomi vs. gibi konuları çözme amaçlı kurulmuş olan “devlet”in, “kınamak” gibi bir lüksü olamaz! İnsanın yiyecek ve içecekten sonraki en önemli ihtiyacı olan “güvenlik” bahsi, diğer bütün noktalardan her zaman daha öncelikli olmalıdır.

İkinci bir perspektiften bakacak olursak, fena bir şekilde kandırıldığımızı farketmememiz söz konusu olamaz. Terörizm, saldırmak isteyen için bahanedir; korkutulmak istenene tehdittir; devletlerin birbirine gösterdiği abanın altındaki sopadır; toplumda istediği etkiyi yaratabilecek bir televizyon, sınırları yeniden çizmek için kalemdir. Necip Fazıl’ın deyimiyle “yumurtasını pişirmek için dünyanın altını yakmaktan çekinmeyecek insanlar”, böyle bir araçtan niye vazgeçsin ki? Somutlaştıracak olursak: ADB’nin Afganistan ve Irak’a giriş vizesi budur, Rusların Çeçenistan’daki varlığının garantörü budur, İsrail’in utanç duvarlarındaki çimento budur, Almanya’nın Orta Doğu’da söz sahibi olmasını sağlayan mikrofon budur. Dünya savaşlarının bir prensin olduğu için, bir gemi battığı için çıktığına inanan insanlar için komplo teorisi olarak kabul edilebilse de, gerçekliği maalesef su götürmez.

Üçüncü olarak ise, “av” diye tabir edebileceğimiz insanların varlığı söz konusudur. Terör örgütlerine bir şekilde sempati duyan, yaptıklarına bir haklılık yükleyebilen, yahut “bizim amacımıza hizmet ediyor”, “ama iyi oldu ha” diye haz duyabilen. Canilik, cahillik ve ahmaklık arasındaki üçgene hapsolmuş insanlar…

Kabul edelim tüm bunların farkındasınız. Ne değiştirebilirsiniz? Hiç birşey! 3 kişi olsanız? Hiç birşey! Ancak önde gelenler, sözü geçenler, kanaat önderleri, sivil toplum kuruluşları, dernekler, federasyonlar; kısaca “biz” olarak nitelendirebileceğimiz bütün kurduğumuz oluşumlar bir araya gelirse; işte o an herşey değişir. Yukarıda saydığımız üç garâbetin de, tek panzehiri “ortak tepki gosterebilme iradesidir”. Her terör eylemi bir amaç taşır. Ancak, bu amacı sezen, ifşa eden ve aksine hareket eden toplumlar, bu zorluktan kurtulabilmeye muktedir olacaklardır.

Allah şehitlerimize rahmet, kalanlarına sabır, devletimize güç, bizlere ise bir olabilmeye muktedir bir sevgi ile dolu bir kalp ve akıl nasip etsin!