Bir atasözü der ki: “Hayat her şeyi tecrübe edecek kadar uzun değildir. O yüzden, başkalarının tecrübelerinden yararlanmak mecburiyetindeyiz.”

Tecrübe dediğimiz aslında, insanın karar verme yeteneğine yardımcı olan öğrenilmiş bilgidir. Örneğin, bisiklet sürerken ayağınızla arka tekere hafifçe değerek bisikleti durdurabilirsiniz. Ya da tekerin çok dibine ayağınızı koyduğunuzda ayağınız sıkışabilir ve düşebilirsiniz. Yaşanmış ya da yaşanmamış, iyi ya da kötü herşey potansiyel birer tecrübedir. Ve vereceğiniz herhangi bir kararın doğruluğu ya da yanlışlığı, sadece bu bilgilere bağlıdır.

Tecrübe kazanmanın en zahmetli yolu ise deneme-yanılma yöntemidir. Robotlara entegre edilmiş “Yapay zeka” programlarının çoğu da bunu yapar. Terim olarak “takviyeli eğitim” kullanılır. Robot bir şeyi dener, sonucuna göre iyi kötü olduğuna karar verir; burası basit. Ancak bazen bir “sonuç” alması çok uzun zaman aldığından, hangi aşamalarının iyi, hangi aşamalarının kötü olduğunu direkt bilemez. Ancak belirli görevlerde bunu defaatle yaparak, her aşamada en iyi kararın hangisi olacağını keşfedebilir. Mesela, kendi kendine tavla öğrenen robot, tavla tahtasında olabilecek bütün pozisyonlara göre en iyi hamleleri öğrenebiliyor. Şuan için en gelişmiş yapay zekâ ürünüdür. Ancak bunu öğrenmesi için de –maalesef- en az tam 1.400.000 kez tavla oynaması gerekiyor!

Tavla çok garip bir oyundur. Siz hamlenizi yaparsınız, ama attığınız zarlar iyi gelmez. Her zaman gelen zar, istediğinizde kayıpla sır olur. Rakibiniz en olmayacak yerden kaçar kaçar da pat diye kırabilir sizi. Aynen hayat gibi… Bir sonraki durumun ne olacağını tam olarak bilemeden en iyisini yapmaya çalışırsınız. Evet, bazen olmaz. Ancak “şans oyunu” olarak görülen tavladaki gibi, eğer her durumda ne yapacağınızı bilirseniz, galibiyete gitmek de zor olmaz. Bunun içindir ki, şansın büyük bir rol oynadığı tavlada dahi, dünya çapında, yenilgi yüzü görmemiş oyuncuları vardır. Hatta 1.400.000 kez tavla oynayıp bütün hamlelere karşı hamle geliştiren en “üstün” zekâyı bile yenilgiye uğratan oyuncular vardır.

Amma velakin, bin nasihat duyup da hala bir musibet beklemeye itiliyoruz ne yazık ki. “Hatalar yapıla yapıla öğrenilecek”, “Gençtir yapsın” gibi deyimler kadar saçma bir savunma yoktur. Bilimi düşünün… Eski Mısır’da beyin ameliyatları yapılıyor muydu? Yapılıyordu. Orta Asya kavimleri şuan en güçlü teleskoplarla gözlemlenebilen takımyıldızlarını biliyor muydu? Biliyordu. Peki, ne oldu da şu özellikle son iki yüzyılda bu kadar ileri gidebildik? Cevabı basit… Çünkü insanlar birbirlerinin deneyimlerinden, bilgilerinden efektif bir şekilde yararlanabilmeyi keşfetti. Üniversiteler, bilimsel makale yayımlamakla birbirleriyle yarıştı, aynı alanda farklı disiplin, farklı menşeiden olan gruplar bir araya geldi. Ve bundan sonra da, bu şekilde gittiği sürece, teknolojik hamleler çok hızlı bir şekilde devam edecek.

Bu hızlı atılımı kendi mini çevremize uygulayacak olursak, bizim için de ne derece hayatî olduğunu kanıksayabiliriz. Annelerimizin görüp geçirdikleri, büyüklerimizin anlattıkları, bir karıncanın yoluna çıkan büyük ufakları bölüp ötekilere paylaştırması, küçük bir çocuğun ilk kez bir uçağa bindiğinde verdiği tepki, kedinizin karnı acıkınca size yaptığı kurlar… Kısacası, doğru kararları vermek adına elde etmeniz gereken bilgi, her yerde olabilir. Yeter ki bakışınız, heves değil de, ibret için olabilsin.