Her şey, 2. ve 3. neslin kendilerini sorgulamasıyla başladı: “Biz neden buradayız?”. Buraya gelen ilk büyüklerimiz ise bunu gelmeden önce cevaplandırmıştı. Buraya geleceklerdi, hal-i hazırda Avrupa’da bu kadar çok is imkânı varken çalışacak, para kazanacak ve Türkiye’ye dönecekti. İstisnalar kaideyi bozmaz. Türkiye ile Avrupa arasındaki sosyal, ekonomik refah düzeyi farkını birebir yaşadıktan sonra ise bu olmadı. Burada ürün çeşitliliği vardı, alım gücü vardı, iş imkânı vardı, sosyal destek vardı, hak-hukuk vardı, büyüme imkânı vardı. Türkiye’ye gidip ne yapacaktı ki?

İşte tam bu nokta, bugünlerde 50. Yılın kutlanmasına vesile olan noktadır. Akrabalar geldi, aileler kuruldu, çocuklar büyüdü, yerleşildi. Ve çocuklar kendilerini sorgulamaya başladı babalarının, dedelerinin verdiği kararı.

Mondiaal Nieuws’un haberine göre 2006-2011 yılları arasında, Almanya’dan Türkiye’ye göçenlerin sayısı ilk kez Almanya’ya Türkiye’den göçenlerin sayısını aştı. Tegenlicht’in haberine göre, 2002-2006 aralığında 18.000 Türk aile Hollanda’dan göçtü. De Standaard gazetesinin de baş sayfadan verdiği Zeynep Balcı arkadaşımızın araştırmasına göre, Belçika’dan da Türkler daha çok Türkiye’ye göç etmeye başlamış. Özellikle de öğrenim görmüş insanlar. Bu ve benzer araştırmalara göre başlıca sebepler:

  • Avrupa’nın sosyal ve ekonomik anlamda çöktüğü algısı.
  • Siyasi, toplumsal ve kişi bazında, kendini hayatin her alanında gösteren islamafobi, ırkçılık ve ayrımcılık.
  • İşsizlik.
  • Türkiye’de artan ekonomik ve sosyal refah düzeyi ve is bulma olasılığı. (Rakamlarla; ekonomik büyüme 2011’de Avrupa’da %1.6 iken, Türkiye’de 7.5 idi)
  • Baskın Türk kültürüne ve sosyal yapısına duyulan özlem.

Özellikle Belçika’ya baktığımızda, araştırmalar ve gözlemlerimiz ışığında rahatlıkla söyleyebiliriz ki, tersine bir beyin ve is göçü başlamıştır. Yukarıdaki sebepler ve atmosfer değişmediği sürece de devam edeceğe benziyor. Olası sonuçlara bakacak olursak:

  • Bir karikatürde, ay yıldızın içinde oturan fesli adam oltasını atmış, doktor, mühendis, teknisyen ve diğer önemli mesleklerden insanlar çekiyor. Özetle anlatılan şu ki, bu işten kazançlı çıkan Türkiye’dir.
  • Yeniden vatana göç edenler için her şeyin güllük gülistanlık olmayacağı da barizdir. Hasret duyulan “vatan” olsa da yaşam tarzı, sosyal yapısı farkı, fazla çevreye sahip olmama ve ekonomik durumlar, adaptasyonu zorlayabilir. Ancak, çok dil bilmek, tahsil görmüş olmak ve çok kültürlü bir merkezden gelmek de, bu zorlukları yenmek için bir artı olabilir.
  • Kaybeden ise, Avrupa ve bir nebze de Avrupa’lar Türklerdir. Zaten okuma oranlarımız bu kadar azken, okuyanların çoğu da Türkiye’ye gitse, burada kalmayı tercih edenler zor duruma düşürecektir. Belçika, Hollanda ve Almanya gibi devletler de, zaten nüfus sıkıntısı çekerken ve iş-pazarının önemli bir parçası yabancı kökenliler tarafından karşılanıyorken, nitelikli isçi sayısı sıkıntısına girecektir.

Hep diyoruz. Bu çağ artık bilgi ve bilim çağıdır. Bu kadar ırkçı bir hava varken, okuyan Türklerin Türkiye’ye yeniden dönmesine gösterilen yoğun ilgi de, devletler için bilginin ne kadar kritik olduğunu gösteren bir delildir.

Neresi olur vatan, ne olur, zamanla öğreneceğiz. Ancak kesin olan tek nokta var ki; o da bilginin gücüdür.