“Kitty Genovese”. Lütfen bu adı unutmayın. Çünkü bu 28 yasındaki kız; ölümüyle bizlere çoğu kişinin yaşamından çok daha fazla şey öğretti…

Bir barda menejer olarak çalışan Kitty, evine 3.15’te dönüyor. W. Moseley adında, cinayeti kendi ifadesiyle “sadece bir kadını öldürmek istediği” için işleyen o şahıs, Kitty’e arkasından yaklaşıyor ve 2 kez sırtından bıçaklıyor… Aldığı darbelerle çığlıklar içinde yere yığılan Kitty’i gören bir komşusu “kızı rahat bırak” diye bağırır ve saldırgan kaçarak uzaklaşır. Komşusu içeri girer. Fakat kızcağızın çığlıkları kesilmez ve yerde acı içinde kıvranmaya devam eder. Bu sırada diğer komşuları da camlarından çıkıp bakarlar acı içindeki Kitty’e. Toplamda tam 38 komşusu, bu saldırıya anbean şahit olur. Arabasına kaçan saldırgan ise hala olay yerindedir. Bakar ki, kızın -çığlıklarına rağmen- yanında halen hiç kimse yok ve yardımına hiç kimse gelmiyor… Bu durumu fırsat bilen cânî, bu sefer arabasından inip yine kızın yanına gitmeye karar verir. Bir kaç komşunun bağırmasıyla korkar ve yeniden kaçar. Fakat 10 dakika sonra bakar ki, yine kimse gelmiyor ve ortalık Kitty’nin çığlıkları dışında hala sessiz; bu sefer yine kızın yanına koşar ve kızın yerde can çekiştiğini görür. Bu 3. Saldırısında Kitty’e tecavüz eder, 49 dolarını çalar ve bir kaç bıçak darbesi daha indirir ve kaçmayı başarır. Tüm bu saldırılar yarım saat içerisinde olur biter ve polise gelen ilk telefon 3.50’de gerçekleşir.

38 kişinin gözü önünde olan bu saldırıyı, niçin kimse polise bildirmemişti? Aşağıda acılar içinde yatan kızın yardımına gitmeyi bırakın, defalarca saldırılara uğramasına kayıtsız kalınması nasıl mümkün olabilmişti? Bu konuyla başlayarak araştırmalarını geliştiren sosyal-psikologların vardığı sonuç, oldukça ilginçtir: “bir olaya tanıklık eden kişi sayısı ne kadar fazla ise, müdahele eden insan sayısı o kadar azdır”. “Seyirci efekti” olarak da tanımlanan bu olgu, bir çok deneyle daha gözlemlenmiştir. İsteyen, internette daha bir çok örnek bulabilir.

Temel sorun, herkesin “birileri gerekeni yapar” diye düşünmesi. Fakat bu cinayette olduğu gibi, bu her zaman olmuyor. Bazen hiç kimse, o gerekeni yapamıyor. Bazen kimse, elini taşın altına koymak istemiyor, göze batmak istemiyor, rahatını bozmak istemiyor, sorumluluk almak istemiyor. Peki, sanıyor musunuz ki hep o “camdan bakan komşu” olmamız için garantimiz var? Hangimiz bir gün “Kitty” olmayacağımızın garantisini verebilir?

Belçika’ya gelen o göçmenlere ne oldu? Ne yiyip ne içiyorlar? Sahi Türkiye’de 3.5 milyon göçmen vardı, onlar bu kış nerede ısınıyor acaba? Halep’te bir soykırım yaşandı, birileri de çıkıp bir protesto yapmış mıdır, bir yerlere yazılar yazıp “durdurun bunu” demiş midir? Türkiye’deki terör örgütlerine avrupadan milyonlarca euroluk yardımlar gönderiliyor. Burada yaşayan 10 milyon Türk’ten biri de çıkıp “bak bu, bu dernek adı altında görünenler şu kirli işleri yapıyor” demiştir değil mi? Gençlerimiz okumuyorlar, okusalar bitiremiyorlar, bitirseler iş bulamıyorlar, iş bulsalar yükselemiyorlar. Bir kaç kişi bir araya gelip de “yahu böyle giderse sonumuz kötü, şöyle birşey yapalım” demiştir mutlaka değil mi?

Gerçek şu ki: duyarsızız. Gittikçe de duyarsızlaşıyoruz. İnsanlar “işkence edilmemesi için intihar etmem caiz mi” diye sorular sorarken, nesillerimiz bir meçhule yuvarlanırken, haklarımız, özgürlüklerimiz ve vicdanımız gasp edilirken, umarım ki “birileri” vardır. Çünkü hala yoksa, ve o “birisi” siz olamayacak kadar yaşadığınız dünyanıza duyarsızlaşabiliyorsanız, yerde kıvranırken komşularımıza tek bir “yardım” deme hakkınız dahi olamaz. Allah, ateş-i İbrahim’e en azından minik bir parça şu taşıyan karınca kadar duyarlı etsin bizi!