Bir çok kez farklı konularda “cam duvar” meselesinden bahsetmiştik. Ancak durumumuzu çok güzel ifade ettiği için daha detaylı konuşmakta fayda var.

Cam duvar, adından da anlaşılacağı gibi şeffaf, kendini belli etmeyen ancak “duvar” olma özelliğini muhafaza eden yapıdır. Örneğin; kadınlar başbakan olabilir, engelliler kritik görevleri îfâ edebilir ve 18 yasından büyük herkes “seçilme” hakkı dolayısıyla yaşadığı toplumu temsil edebilir. Bunların hepsi yasalarla korunur ve hatta pozitif ayrımcılıklarla teşvikler gerçekleştirilir. Peki, hangi yüksek bir mevkide bir engelli biliyorsunuz? Kaç kadın başbakan ya da bakan var? 18-20 yaş arası kaç kişi belediyede ya da mecliste görev yapıyor?

İşte; otoritenin işlediğini varsaydığı -ve hatta öyle olduğuna ikna etmeye çalıştığı- ancak pratikte hiç de öyle olmayan bu vakâların müsebbibine “cam duvar” diyoruz.

Etnik unsurumuzun farklı olmasından ötürü, eğitimde ayrımcılığa uğruyoruz. İş bulmada ayrımcılığa uğruyoruz. Ticarette ayrımcılığa uğruyoruz. Sosyal ilişkilerde ayrımcılığa uğruyoruz. Biz bunları sayarken eminim ki aklınızdaki örnekler teker teker aklınıza gelmeye başlıyor. Önümüze konulan engeller ustaca, garantili, sistemli ve görünmez.

Görünmez olduğundan mütevellit, bu sorunları, diğerlerine anlatmakta da zorluk çekiyoruz. Biz okumamakla, çalışmamakla, işsizlik parasının keneleri olmakla itham ediliyoruz ve “e okuyun!”, “e çalışın!” nidâları ardında, önümüzdeki görünmez engelleri -an geliyor- kendimiz dâhi farkedemiyoruz. Kaldı ki; cam duvarın uygulanmadığı birine kendimizi anlatmamız çok daha zor. O duvarı göremeyenler de, aradaki cami görmez de, yanımıza gelemiyor diye bizi miskin îlân eder.

Psikolojik Test

Psikolojik bir test var. (Bunun için psikolog arkadaşım Yusuf Özgüneş’e selam!). Soru: “yolda yürürken bir böceği, cam bir tasa kapatır gibi seni bir cam kaba kapatsalar ne yapardın?”. Cevaba göre, insanların karşılaştıkları zorluklarla nasıl mücadele ettiği ölçülür. Bittabi, Türklerin çoğunun klasik cevabı: “yumruklarım, kırmaya çalışırım!” oluyor. Bu, zorluklardan kaçmadan onunla mücadele etme isteğini ele veriyor.

Zayıflığımız ise bu mücadeleyi, sadece kişisel bazda yapabilmemiz. Mâmâfih, gerçek hayatımızdaki o büyük cam duvar, bir yumrukla yıkılası değil. İkiyle de, üçle de… Bu engeli kırmanın yegâne yolu ise, daha büyük, daha kuvvetli, daha sıkı bir birleşme.

Ortak noktalarımıza odaklanmalı

Fizikteki gibi, zıt kutuplar birbirini çekmez gerçek hayatta. Karşındakinde ne kadar görebilirsen kendini (ya da idealinde olan kendini), o kadar yakın hissedersin kendini. Bizlerin de bu kadar paylaştığı, dil gibi, din gibi, geniş ve canlı kültürümüz gibi, alışkanlıklarımız gibi ortaklıklarımız varken, birbirimizden bu kadar uzak durmamız ziyadesiyle şaşırtıcı.

Daha somut olarak: okul hayatında arkadaşlarımıza destek vermeli. Derneklerle, aktivitelerle, ders çalışma günleriyle eğitime ve eğitimi bitirmeye teşvik etmeli. İş hayatında -ocu bucu demeden- ticareti genişleterek, birbirimizin mallarını alarak, kıskanmayarak, “ben”i değil “biz”i düşünerek, is vererek, teşvik fonları oluşturarak karşılıklı dayanışmayı etkin bir şekilde hayata geçirmeli. Bu cam duvarı delmenin, tek yolu bu olarak görünüyor.

Kısacası seçim bizim. Tam olarak bu yazıyı okuyan sizin! Bu cami kırmak da, cama sinek misali yapışmak da sizin seçiminiz.