Türkiye’de değil de Belçika’da yaşamamızın en önemli iki sebebini zikredecek olursak: Belçika’nın gelişmiş sosyal-hukuk devleti olması ve sahip olduğu ekonomik refah. Peki, bu uğruna “sıla hasreti” çektiğimiz vasıflardan ne kadar yararlanabiliyoruz?

Ekonomik güçlerine göre halkı kabaca üst kesim, orta kesim, alt kesim olarak ayırırsak, tahmin edebileceğiniz gibi, az gelişmiş ülkelerde alt kesim olarak sınıflandıracağımız insanlar sayıca nüfusun yarısını geçmektedir. Zengin, yani üst kesim, nüfusun yüzde birini geçmezken diğer kalan nüfus da orta sınıf olarak adlandırılabilir.

Belçika gibi gelişmiş ve sosyal devlet vasıflarını yerine getirmeye çalışan bir devlette ise alt kesim ve üst kesim törpülenmeye çalışılır. Nüfusun yarıdan fazlasını orta sınıf oluşturur. “Fakir” sınıfa verilen yardımlarla, yaşam standartları bakımından orta sınıfa yaklaştırılmaya çalışılır. Az gelişmiş ülkelerdeki gibi açlık sınırında yaşayan milyonlar değil, devlet yardımlarıyla yaşamını idame ettirecek, topluma entegre olabilecek güçte tutulur. Ve pek tabii ki; bu tasarrufun da bir ceremesini birilerinin ödemesi lazım gelmekte…

SPA, Groen gibi partilerin de savuduğu gibi, devletin vergi gelirlerinin “aslan payı”, orta sınıftan geliyor. Fakir kısım yardımlarla, zengin kısım vergi cennetlerinde vergi kaçırma ile geçinirken, devletin asıl yükü düzenli olarak çalışanların, bu ülkeye emek verenlerin üzerine kalıyor.

Bu kısır döngüden belki de en güzel çıkış noktası ise, sadece biraz cesaret, biraz bilgi ve biraz emek istiyor. Kimimiz henüz öğrenci, belki çalışıyor ve belki de -buradaki çoğu yurttaşımız gibi- uzun süredir işsiz. İşte özellikle bu “işsiz” kısımı ilgilendirecek gelişme ise, eylül ayının sonunda yaşandı: artık bugünden itibaren işsizlik parasını alıyor iken de bir iş kurabilirsiniz! Üstelik bir yıl boyunca işsizlik paranız kesilmeden… Aklında uzun zamandır düşündüğü bir iş olanlar, maaşlı vasat bir işle yetinmeyenler, bir zanaate sahip olanlar, belirli sebeplerle bir işe girememiş insanlar için değerlendirmesi son derece elzem bir fırsat!

Pekala denilebilir ki: “bunu söyleyen de iş mi kurmuş da konuşuyor? ”. Devletin resmi iş ve işçi bulma kurumu (Flaman kesimindeki adıyla VDAB, Valon kesimindeki adıyla Le Forem), bunun için katılımları bedava olan seminerler, workshoplar, küçük gruplarla bilgilendirme toplantıları düzenliyor. Bu toplantılara katılarak hayalinizdeki girişimci düşünceleri gerçek dünyaya nasıl çevirebileceğinize dair somut fikirler elde edinebilir, finansal olarak kendinizi nasıl idame ettirebileceğinizi tartabilir, geleceğinize dair daha sağlam planlar yapmaya başlayabilirsiniz. Burada “bakın şu zengin de şöyle böyle fakirmiş de, bu işi açmış, yıllarca sürünmüş, sonunda başarmış” temalı “başarı hikayeleri” anlatmaya ise gerek olduğunu düşünmüyorum. Yağmur yağar yağmaz doluşan şemsiye satıcıları, dükkanında yok yok olan küçücük bakkalları olan bir coğrafyadan gelen insanlar olarak, burada çok güzel fark yaratacağımızdan şüphe etmememiz gerekir.

Belçika devletinin yeni girişimciler için böyle bir teşvik yapması da başlı başına bir manevi destektir ve boşa değildir. Çünkü; Belçika’da işsizlik giderek tırmanmaktadır. Büyük fabrikalar kapanmakta, İNG, Fortis gibi büyük bankalarda işten çıkarmalar artmakta ve yeni istihdam alanları yaratmakta sıkıntılar oluşmakta… İşte tam da bu safhada, işsizlere yeni imkanlar sunmak, hali-hazırda iş sahibi olanların daha çok istihdam yapmaları için devlet, bu son gelişmelerin yanında geri ödemesiz kredi (hibe), faizsiz kredi yahut ertelemeli düşük faizli kredileri gibi bir çok fırsatlar sunmaktadır.

En iyi yol bildiğimiz yol diye öğrettiler bize… Ama artık farkına varmalıyız ki: bütün yolları keşfetmeden en iyi yolu bulamayız. Ve bunun için de bilmediğimiz yollara yelken açmanın da zamanı gelmiştir.