Dünya’nın dönüşünden çıkaracağımız dersler vardır. Günlük anımızda arş-ı ala ’da asılı olan, oraya buraya sallanan, dönen bir küre parçasında olduğumuzu unuturuz. Dikkatli gözlerle bakmayan ve bakmasını bilmeyen herkes, bilim bunu kanıtlayana kadar da görmedi. Ibn-i Sina, her madde küçük parçacıkların birleşmesiyle meydana geliyor dedi ancak bilim bunu kanıtlayıncaya kadar kimse yine inanmadı. Ancak bilen ve gören insanlar, her zaman çağına, toplumuna ve insanlığa birer ışık kaynağı olarak tamamladı ömür vazifesini.

Bilgi, her zaman önemli idi. Bunun tartışılacak bir tarafı yok. Ancak bu içinde yasadığımız çağ, bam başka bir çağdır. Şöyle ki; her çağ kendisine yön veren gelişmelerle anılmıştır. Endüstri Devrimi, Buhar ve Demiryolları Çağı, Petrol Çağı, 1771’den itibaren süregelen çağlardır. İsimler ve kavramlar üzerine her ne kadar tartışılsa da, belirlenen bu çağlarda, çağa ismini veren bu teknolojiye sahip olan toplumların nasıl bir ilerleme kat ‘ettiğini söylemek bile gereksizdir. Bu teknolojiler elbette bitmemiştir ve etkisini sürdürmektedir. Ancak, özellikle 1971’den bu yana, yeni bir çağa girdiğimizi söylemek mümkündür. Bu; Bilgi Çağıdır!

Nasıl bir çağdır?

Petrol gibi, sanayi ürünleri gibi, bu çağda bilgi alınıp satılmaktadır. Piyasanın ham maddesi “bilgi” olmuştur. Yeni iş olanakları bilgi üzerinedir (hizmet sektörü, reklamlar, internet siteleri, cep telefonu ve bilgisayar şirketleri vs. …). Bilgi erişimi en üst düzeyde olduğundan, zamanın ve mekânın, bir değeri kalmamıştır. Hindistan’daki bir isçi, Amerika’daki bir şirketin danışma departmanında çalışabilmektedir örneğin… Devletlerin gücü bilgi ile ölçülmektedir. Toplumların gelişmişliği, üniversitelerindeki bilgilerle ölçülmektedir.

Ne yapmalı?

Bir sonuç için bir sebebimiz olmalı. Bir şeyler alabilmemiz için, bir şeyler vermemiz gerekiyor. Hiçbir nimet, sebepsiz düşmüyor insanın ellerine.

Biz bu çağda –gerek bireysel olarak, gerek toplumsal olarak- gelişmeyi ve ilerlemeyi hedefliyorsak, bunun için yatırım yapmalıyız. Ve ne kadar yapabiliyorsak, o kadar yapmalıyız.

Anne-babalar olarak yapılması gereken, çocuklarımıza eğitimi için her türlü maddi ve manevi desteği vermektir. Gençler olarak ise, kısa vadede elde edebileceklerimizi bir kenara bırakıp, çağı yakalamak için bir yerden başlamalıyız. Hiçbir biçimde eğitim hayatına devam etmeden işe girip alacağımız son model bir araba bizi ne kadar süre mutlu edebilecek? Ya da krediyle alıp kiraya vereceğimiz bir ev? Hayallerimiz bu kadar mı olmalı? Ya da, her yeni gelişmede, “yahu nasıl yapıyorlar vay be” deyip sadece tüketen bir birey olmak, bizde bir özgüven eksikliğine yol açmayacak mı?

Okumayan kardeşler, büyükler alınmasınlar demeyeceğim, alınsınlar. Çünkü elimizde kendimizi geliştirebileceğimiz bu kadar imkân varken oturup “daha az bilgi” ile mutlu olmaya çalışmak, bizlere yakışmaz. Peygamberimiz (s.a.v.)’in, kendisine “eğer bilsem ki bugün, bir saat içinde öleceğim, ne yapmalıyım?” diye soran sahabe ’ye verdiği cevapla bitirelim:

“Oku!”