İki kişi karşı karşıya sandalyelerde oturmuş, bir konuyu tartışıyor… Ve gözlemci olarak her birisinin bir sağında, bir solunda olmak üzere birer kişi daha var ve sadece yanındakinin rakibini görebiliyor… Tartışma çetin ve her ikisi de tartışılan konu ile ilgili güzel argümanlar vererek tartışmadan galip gelmeye çalışıyor. Kimin yendiği önemli değil… Çünkü tartışanların yanında gozlemci sıfatıyla oturanların görüsleri hep aynı: “karşısında direkt olarak gördükleri insan hep tartışmayı yenen taraf!”

Bu, insanın bakış açısının, gördüklerinin, düşüncelerini nasıl etkileyebileceğine dair gerçekleştirilmiş bir psikolojik deneydir. “Gerçek” dediğimiz ve inandığımız şeylerin çoğu, bizim bakış açımıza gore şekillenen şeylerdir çünkü. Savaşlar, düşünce akımları, sağcılar, solcular, siyasiler, göçler… Hepsi gördükleri ve dolayısıyla inandikları “gerçekler”in peşinden giden insanlardır. Bu insanın varlığının temelidir. Gördüğümüz hiç bir canlı/cansız varlık, bir ötekinin birebir aynısı değildir. Aynı olmadıklarından ötürü, aynı olaylara aynı tepkileri vermez, aynı şekilde de görmezler. Düşünün dünyada kaç ideoloji, kaç savaş, kaç din, kaç tarikat vardir… Aşık Veysel de bu konuyu özetleyerek der ki;

“Kim okurdu, kim yazardı,
Bu düğümü kim çozerdi.
Koyun kurt ilen gezerdi
Fikir başka başk’olmasa.”

Peki asıl “gerçek”?

Bir kere şunu açıkça belirtmek gerekir: “İman (inanç) ve akıl birbirine yakın gibi görünen zıt ikiz kardeşlerdir. “Gerçek” dediğiniz şey akıl ile, iman dediğiniz şey ise kalp ile belirlenir.

Akıl konusunda, yukarıda bahsettiğimiz örnekler geçerlidir. Kaynağı benliktir, ego yani nefstir. Söylediği söz: “ben bilirim”dir, değişkendir, görecelidir, her ferde gore değişir, her ortama göre değişir; bir kişi için bile sabit değildir. Örneğin yazının başında verdiğimiz örnekteki gozlemcilerin, kendi düşüncelerinin aksine yanındaki tartışan kişinin iyi olduğuna dair  herkesin hemfikir olduğunu söyleseniz, gerçeği değişecek ya da en kötü ihtimal kararsızlığa yönelecektir. Başka bir örnek olarak; insanlığın dünyayi düz olarak bilmesini ele alalım. Ne uydu atılmış, ne astroloji bilimi ilerlemiş bir avrupa köyünde 700’lü yıllarda yaşadığınızı düşünün. Dunyanın şekli hakkında düşündüğünüz zaman, aklınız sizi, o anki elinizde bulunan imkanlarla ve bakış açısıyla, dunyanın yuvarlak olduğuna yönlendirmeyecektir. Siz, o anki konumda, o anki “görebildiklerinizle” yetinerek bir karara varabilmek ve onu “gerçek” sayabilmek durumundasınızdır.

Iman ise, akla göre ya çok daha az değişkendir. Kaynağı kalptir. Onun da kaynağı sevgidir. Söylediği söz “inanıyorum ki”dir. Görebildikleri ile yetinmez, yalnızca inanır ve göremedikleriyle ilgili hayaller ve zanlar kurabilir. Büyük annenizin iyi biri olduğuna inanabilirsiniz. Ne görmüşsünüzdür, ne diğerlerinin dediği umrunuzdadır, ne de başka bir şey. Duyduğunuz bir kaç hatırayı bilirsiniz, bilemeyeceğiniz noktalarda ise hayal kurarsınız ve “eminim o şöyle iyi bir insandı” diyerek sadece inandığınız şeye inanmaya devam edersiniz. Sevdiğiniz kardeşlerinizin, eşinizin, ailenizin iyi insanlar olduğuna inanirsınız. Yanlışlarını görseniz bile onların aslında iyi olduğuna inanırsınız çünkü onları seversiniz. Ve kaynağı iman, yani kalptir. Imanın, akla nazaran bunca avantajlarının olması, Allah’ın neden imanı vurguladığının da bir göstergesidir.

Kilit Nokta

Her insan, kendini yaşadığı gerçeğe adar. Kimi kendisini “yolundan dönmez idealist bir devrimci” olarak itham eder, kimi “kendi mensup olduğu milletin tek efendi” olduğuna, kimi dünya barışını sağlamaya, kimi çıkarları için dunyayı savaşa sokmayı göze alacak bir gözü karalığa.

Peki bunca değisik gerçekler adına adanmış, bunca grup insanın bir arada düzgünce yaşayabilmesi neye bağlı dersiniz? O kalptir ki, kendisine zararı dokunanı bile sevgisiyle kapsayabilecek büyüklüktedir. Farkları, çatışmaları, kıyımları ve insanların birbirini boğmasını engelleyen tek bir güç varsa, o da kalplerde az da olsa kalan sevgidir. Sizin için, sevdikleriniz için güzel ne varsa, inanın, sevin ve daha çok sevin. Çünkü siz sevdikçe ve inandıkça büyüyen saygı, dünyanızı ve dunyamızı kurtarabileceğimiz tek silahtır.