Günümüzde insanlar, o kadar karışık bir iklimde yaşıyor ki… Sokağa çıkıp yürüdüğünüzde, ve özellikle yabancı bir ülkede iseniz, binlerce tip insanla karşılaşıyorsunuz. Bilenler bilir, herkes kimliğini oturturken, ya hayâli (referans), ya da gerçek bir ya da birden çok gruba kendini ait hissetmek ihtiyacını duyar, o grubun temelini atan referans kişilere (rol modellere) ihtiyaç duyar ve bu zorunludur. Sokaktaki insanlarda bunu görmek kolaydır. Kimisi bir hip-hop, rock, jazz gibi müzik akımından, kimisi siyasi bir görüşten, kimisi felsefi akımlardan… Herkes sosyal, kültürel, dini bir grubun bir üyesi olduğu bilinci ile yaşar ve bunu diğer insanlara yansıtır.

Gelelim asıl noktaya:

Bizler de, müslüman olarak, kişiliğimizi oluştururken, islamiyetin gerektirdiği bakış açısından, ahlaktan, emirlerden ve tavsiyelerden yararlanırız. Daha doğrusu yararlanmalıyız… Çünkü çoğumuz, bilmiyoruz. Açık ve net.

Yararlanmalıyız, çünkü, bir dini tam anlamıyla bilmeden, o dine, islamiyete, mensup olamazsınız. İki parça bilen bir türkücünün, ofsaytın ne olduğunu bilmeyen bir futbolseverin, kulağın burunun boğazın birbirine nasıl bağlı olduğunu bilmeyen bir uzman doktorun olamayacağı gibi… Eğer futbolu seviyorsaniz, futbolu öğrenirsiniz. Alır bir kitap kurallarına bakarsınız, maçlara gidersiniz, yorumcuları dinlersiniz… Bu, bu kadar basittir. Ha, bazı konularla pekala amatör ilgilenebilinir ise de, insanın doğumundan ölümüne yaşamını güzelleştiren kurallar bütünü olan din, o konulardan değildir.

Hele ki İslamiyet, tam bir dindir, baştan ayağa psikolojidir. Her koşulda, her insan için nasıl en güzeline ulasılabileceği açıklanmış ve tavsiye edilmiştir. Herşeyin ötesinde, bizlere Allah’ın “alemleri onun yüzü suyu hürmetine yarattim” dediği, “ben ve melekler, onu andığımızda salavat getiririz; siz de salavat getirin” dediği o en yüce insan, bizlere yol gösterici, rol model olarak ihsan edilmiştir.

O; ki

Bir insan düşünün ki, düşmanlık güden bile onun sözüne güvenebilip “Emin, güvenilir” olarak tanımlasın. Dünyadaki bütün gelmiş, geçmiş insanların en makbulu, Allah’a en yakını olsun. Mahşer gününde şefaat alınabilecek tek kapı olsun. Peygamber efendimiz, Cenab-ı Ahmed-i Mahmud-u Muhammed Mustafa (s.a.v.)’in 1442. doğum günü kutlandı her yerde geçen hafta. “Ben kardeşlerimi çok özledim” dedikten sonra “kimler senin kardeşlerin” sorusuna “beni görmeyen, beni görenleri görmeyen ve onları da görmeyen; fakat beni cânı gönülden sevenleri” diye cevap vermişti. O insanlardan olmak umudu ile onu yâd ettik.

Ancak bu, farklı bir doğum günü kutlaması olsun… Alalım elimize bir kitap, açalım bir video; onun ahlakını, onun kararları nasıl aldığını, arkadaşlarıyla ailesiyle nasıl geçindiğini, kiminle nasıl konuştuğunu, nasıl yemek yediğini vs… öğrenelim. Ne kadar bilirsek, o kadar hayat bizim için kolaylaşacaktır, aradığımız soruların cevapları bulunacaktır. Çünkü insan ancak örneklerle öğrenebilir, başka şeylerle değil.

Son olarak, Ahzab suresinin 21. ayetiyle veda edelim:

“Andolsun, Allah’ın rasûlünde sizin için, Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar için ve Allah’i çok ananlar için güzel bir örnek vardır.