Kelimeler, sadece bir objeyi ya da olguyu işaret etmezler. Aynı zamanda duygularınızı da içerir. Örneğin, “zambak” ya da “ortanca” kelimesini duyduğunuzda muhtemelen güzel duygular hissedeceksinizdir. Çünkü size yaz mevsimini, güzel görüntüsünü, kokusunu ve rahatlığı hatırlatacaktır.

Buradan yola çıkarak, ilk akla gelecek de şudur ki: her kelime herkeste aynı hissiyatı uyandırmayacaktır. Bunun nedeni her şey olabilir. Yaşadığı bir anı, tecrübeleri, okuduğu bir kitap, arkadaşıyla konuşurken geçen en basit bir konu bile… Kısaca, her şey bir kelimeye karşı olan duygularımızı etkileyebilir.

Bunun çok iyi farkında olan ve televizyon, sosyal medya kanalı ya da radyo gibi ana akım medyaya sahip olan otoriteler, bu kelimeler üzerinden halkın olaylara ve kişilere bakış açısını da çok rahatlıkla yönetebiliyorlar.

Basit bir örnek olarak: Türkiye, Suriye rejimine karşı bir tavır takındığı andan itibaren, Esad kelimesi gitti ve onun yerine lanetlercesine telaffuz edilen “Esed Rejimi” ismi kullanıldı. Herkesin en az bir Esad diye arkadaşı olması, iç-savaşa kadarki iyi ilişkilerden ötürü oluşmuş bir sempati gibi etkiler uçtu gitti. Yerine çoğunun ilk kez duyduğu “Esed” ismi, zulüm ile, bomba ile, terör ile anılarak, negatif bir duygu ile insanlara empoze edildi. Ve oldukça da başarılı oldu.

Aynı şekilde, batı medyasının –yoğunlukla 11 Eylül’den sonra-  terör saldırılarını “İslamî terör” sözcüğü ile sunması gibi… İslam’ın böyle bir kolu varmışçasına! İslam ve terör birbiri ile o kadar sık anılmaya başlandı ki, “Benim Adım Khan” filmindeki gibi her Müslüman, potansiyel suçlu muamelesi görmeye başladı. Her mevkiîde ve her şartta.

Avrupa vatandaşlarının, Suriye’ye savaşmak üzere gitmesinden ve özellikle de Fransa’daki terör saldırısından sonra, yeni bir kelime de, habercilik terminolojisine eklendi: “cihadist!”. Her terörist cihadist yapıldı, her tehdit cihadist oldu. “Müslümanların geniş bir kesimi terörü İslam-dışı buluyor” gibi skandal bir cümle ile, sanki terörizmi İslam sınırları içinde gören bir kesim de olduğunu varsayan Hollanda Güvenlik ve Adalet Bakanlığı resmî web sitesinde, cihadizm aynen şu şekilde tanımlanıyor:

İslam’ı tüm dünyaya yayma farz görevi için, bütün inançsızlara karşı savaşmak gerekliliğini savunan radikal politik görüş”.

El-cevap:

  1. İslam’da, salt dini yaymak için savaşmak yoktur.
  2. İnançsız olduğu için bir insan ya da topluluğa savaş açılamaz.
  3. Savaşarak cihad etmek, en son çaredir ve ancak tehdit ve zulm halinde savaşmak caiz olur. Ve bu da ancak devlet düzeyinde uygulanabilir. Şahıs ya da cemaatlerin bir salahiyeti yoktur.

Bir takım terör gruplarının, üstlendikleri görevlere dini referans sunmaları; o dine mensup insanların potansiyel suçlu olarak görülmesine sebep olacak bir dil ve yayını böyle serbestçe kullanma hakkını vermez, veremez.

Cihat kavramının doğrusunu söylemek gerekir ise; mücadele ile aynı kökten gelir ve çaba, gayret anlamını taşır. İslam terminolojisindeki anlamıyla da, 4 şekildedir: kalp ile (içten), söz ile (müzakere), el ile (müdahale) ve savaş ile (mücadele). Neye karşı mücadele? Hadislere göre en büyük savaş, insanın kendisine karşı –yani nefsine karşı- olmakla beraber, düşmana, tehdit sahiplerine ve zulm edenlere karşıdır. Ve belirttiğimiz gibi, savaş cihadı ancak devlet yordamıyla gerçekleştirilebilir.

En basta, kendi nefsi ile savaşabilecek kadar yürekli insanlardan olmak dileğiyle.