Biz Ağlamayı biliriz

Yaradılanı severiz, yaradandan ötürü deriz.

Bir masum oldu mu, ah çekeriz.

Biz düşen oldu mu, aman istedi mi, kim olursa olsun vuramayız.

Türkiye’de çok kavga gördüm. Lakin sadece Fransa’da gördüm, düşene bir düzine adamın giriştiğini.

O Fransa ki, Türkiye’deki terör gruplarının Almanya’dan sonraki en büyük finansörü. Orta doğuya satılan silahlar miktarında beşinciliği elinde tutan ülke. Türkiye’nin elini uluslararası alanda her daim daraltıp, iç işlerine müdahele erki için, “Ermeni soykırımı”nı bile dikte eden, bayrak sallayan bu ülkedir. Cezayir’de insanlığın gördüğü en canı kıyımları yapan bu ülkedir.

Bunlara değinmemin sebebi ise “oh o zaman iyi olmuş” dedirtmek için mi?

Allahaşkına…

Cafede arkadaşlarıyla oturan bir hemşire, ölmeyi haketmek için ne yapmış olabilir? Harçlığını kazanmak için orada çalışan öğrencilerin ne günahı olabilir? Ya da sokaktan geçen alelade bir insanı ölüme mahkum etmenin ne Allah’la, ne İslam’la, ne kültürle, ne de yaşam biçimi ile alakası vardır!

Atılan her bomba, paylaşılan her kafa-kesme videosu, fanatiklerin her söylemi, bizim, burada yaşayan müslüman kökenli Belçika vatandaşlarının zararınadır. Amaç nedir bilinmez. İslam nüfusunun artışının önüne geçmek için sindirme politikalarına bir altlik yapmak mı, onu ardı kesilmeyen mülteci akımına bir keskin çözüm mü, 11 Eylül gibi daha büyük saldırılar için bir bahane mi, ya da gördüğü gibi yorumlayan insanların dediği gibi: alelade bir saldırı mı?

Gerçeği 11 Eylül’de olduğu gibi çok daha sonradan görebileceğiz.

Suan görmemiz gereken ise: bizim tamamıyla masum olduğumuz!

Fransa Ülkesinde yaşayan insanların da masum olduğu!

Politika, devletler arası rekabet, ekonomik çekişmeler, güç odaklı rantlar… Bunların, bu patlamalardaki tek müsebbib olduğunu bilmemiz gerekiyor.

Ne çoğu arkadaşım gibi sakallarınızı kesin, ne bazı büyüklerimiz gibi Türk olduğunuzu gizlemeye çalışın, ne de Flamanlara yaranmak için özbenliğinizden tavizler verin.

Utanması gereken, bu saldırıları yapanlar ve yaptıranlardır. Ve unutulmamalıdır ki, vakâdan çok sonuç olarak bizim karşılaştığımız reel gerçeklikler önemlidir.