Yürüyemezsiniz, konuşamazsınız, iletişim kuramaz ve dahi hayatta kalamazsınız. Doğduğumuzda size hasret ve sevgiyle bakan bir çift göz yoksa eğer. Muhtaç doğarız, kabul etmesek de yine muhtaç yaşarız. Fırıncı, bakkala; tacir, üreticilere; iş adamı, çiftçiye; imam, doktora… Bu bağlar olmadan da yaşayabileceğimiz halde, toplumdaki bu münasebetlerin bizleri nasıl ileri götürdüğünü, bu basit örnekle öğrenmiştik ilkokulda. Görünen bu maddi ve görünmeyen manevi kazancı hasebiyle, -ve ayrıca yaratılışındaki acziyetleri sebebiyle- insanlar bir şekilde birlikte yaşamışlar; bir arada yaşayabilmek adına da her dönem kural ve kaidelere ihtiyaç duymuştur.

  1. yüzyılın ortalarındayız ve demokrasi denen o nimeti –dünya geneline bakarak- en iyi uygulamaya çalışan ülkelerin birinde: Belçika’dayız. 50. yılını başarı ile doldurmuş bir azınlık olarak demokratik değerlere entegre olduğumuz yadırganamaz. Ancak bu, artan sorunlarımızın büyüklüğünü de değiştirmez.

Yaklaşan seçim sebebiyle yerel medyamızda sıkça siyasetçilerin söylemlerini takip etme fırsatımız oluyor. Ancak genel olarak bakıldığı takdirde, taahhütler ya çok yuvarlak ve genel, ya da beklenenin çok daha altında. Tabii ki eğitim, istihdam, sosyal eşitlik gibi önceliğimiz hakkında çalışan siyasetçilerimizi ayrı tutmak gerekir. İkinci sorunumuz ise bittabi, verilen sözleri haybeden değil de somut bir çalışma sonucu söyleyebilmektir. Ancak yine ne yazık ki, verilen sözler sadece basamağı çıkmak için özel seçilmiş laf kalabalığından öteye, çok az geçiyor.

Bu iki temel sorunun çözümü ise şudur ki: Sırf Türk diye oy vermek zorunda olmadığımızı, hem seçmenin, hem de adayların yeniden yeniden hatırlaması gerekir. Az önce belirttiğimiz gibi, sözleri ve uygulamaları birbirini tutmalı ve kaliteli olmalıdır. Sırf “bizim orali” diye oy verilmemelidir. Türkiye siyaseti ile buradaki halkımızı tavlamaya çalışılmamalıdır. Hatır-gönül değil, gayretimiz işi ehline verme gayreti olmalıdır.

Olumsuz örneklerle gittik ama bir yandan da bu süreçte asil yeni umutlarımız doğmakta. Tam bir yüzde veremesem de, genç siyasetçilerimiz eski seçimlere oranla bir hayli artıyor. Hepsi arkadaşlarımız ve hepsi de ateş gibi. Çok kültürlü büyüdükleri bir ortamda, kaliteli bir eğitim safhasından sonra, ihtiyaçları olan tek şey seçmenden destek ve bu yolları aşındırmış ve aşındırmakta olan büyük siyasetçilerimizin tecrübeleri ve destekleri olsa gerek. Gelişen bu siyasi kültürümüze taze kanları çok çabuk adapte edebilmek, karşılıklı dayanışmalarda bulunabilmek ve halk ile iletişimi daha iyi sağlamak ise, bizim bu seçimlerdeki sınavımızın en büyük soruları olarak karşımıza çıkıyor.

Çünkü yürüyemeyiz, konuşamayız ve dahi hayatta kalamayız. Eğer değerlerimizi, kültürümüzü, fikirlerimizi, ortak amaçlarımızı koruyacak demokrasi gibi bir kalkanımız olmazsa.

İşini hakkıyla yapanlara ve bütün işçilere selam olsun!