Adam nereden bilecekti yanına gelenin sırların kapısı, halife Hz. Ali olduğunu? Heybetlice, güzelce bir adam abdest almaya niyetlenen adamın hemen yanına oturur ve kısık bir sesle adamla konuşmaya başlar: “Selamün aleyküm amca. Ben yeni müslüman oldum da… Abdest almayı tam bilmiyorum. Ben bir alsam da sen de bana baksan abdestimi doğru alıyor muyum diye?”

Yaşlı ve abdest almayı tam bilmeyen bu dedemize onu kırmadan, rencide etmeden neyi, nasıl yapacağı, en güzel şekilde ancak bu şekilde öğretilebilirdi. Yalanı dahi, saygı, öğretmek ve öğrenmek mefhumu için serbest gören ahlaki birikimimizi en güzel şekilde anlatan kıssalardan.

Daha genel olarak bakıldığında ise, saygı bireyler arası, etnisiteler arası, halklar ve milletler arası en önemli bağdır ki; insanlar bir arada yaşamayı idâme ettirebilsinler.

Ancak son olaylar bize şunu gösteriyor ki: gösterdiğimiz saygının çok azı bize geri dönüyor. Sadece 2014 yılı içerisinde Avrupa genelinde 60’in üzerinde cami yağmalandı. Potansiyel suçlu atfedilmemizden mütevellit kolayca gözaltı, hapis ve vurularak etkisiz hale getirme olayları atlatıyoruz. Malum Fransa olayına müteakip, ilk 4 gün içinde müslümanlara karşı 50’nin üzerinde saldırı gerçekleştirildi. Masum insanlar öldürüldü.

Bunlara karşın, 38 milyon Müslüman nüfusun yaşadığı Avrupa Birliği’nde terör olaylarının sadece %0.7’si kendini müslüman olarak tanıtanlardan kaynaklanmıştır. Ama pompalanan ve bize dayatılan ise: saldırılardan bütün müslümanlığın sorumlu olduğu. Bu arada; saldırının, Fransa’nın tam Filistin’i devlet olarak tanımasının ardından olmasına, hırsızlıktan içeride yatan bu hain faillerin dini bir hissiyata ve herhangi bir cemaat ve tarikata sahip olmamasına, son derece eğitimli ve profesyonel olmalarına ve “kazara” kimliklerini düşürmelerine hiç girmiyorum bile! Müslümanlara yönelik şiddetin belirli kalıplarla geçiştirilirken, -güya- bizim tarafımızdan işlenen bu katliamlardan hepimiz sorumlu tutuluyoruz.

Bu ikiyüzlülüktür.

Ayrımcılık terörü ile bombalı terör arasında bir fark yoktur. Ama bu bize öyle bir kalıpla sunuldu ki “AMA” denilse destek verme töhmeti gösterildi.

Bu demokrasi hasletine sahip olduğu savıyla ortaya çıkan Avrupa medeniyetinin yüz karasıdır.

Bu, kendi vatandaşlarına sistemli bir terörün uygulanmasıdır.

İkinci bir perspektiften bakacak olursak; bir toplum dese ki “bu bizim değerlerimize hakarettir”. Bu konu, tartışmaya açık değildir. Ki; hakaret olgusu zaten objektif değildir. Bana göre hakaret elma da olabilir, armut da olabilir, karikatür de olabilir. Eğer o dine mensup insanlar bunu “hakaret” olarak görüyorsa, tartışılacak bir şey yoktur. Papa’nın bile dediği gibi; hakaret ve özgürlük bir arada anılamaz. Özgürlüğün, başkasının özgürlük sınırlarında biteceği ise unutulmuş. Halbuki; hakaret ve özgürlük arasındaki fark aşikardır. Gerisi demogoji.

Son olarak: bu hakareti yapanlara –yani halk arasında nefret terörü işleyenlere- saldırı oldu diye, niçin “ben Charlie’yim” demek zorunda bırakılıyorum, teröre destek vermediğimi “kanıtlamak” için? Ayrımcılık terörü ile bombalı terör arasında bir fark yoktur. Ama bu bize öyle bir kalıpla sunuldu ki “AMA” denilse destek verme töhmeti gösterildi.

Kısacası:

Biz ne suçluyuz, ne bir şey kanıtlamakla yükümlüyüz, ne de hakaretlerine katlanmak! Bunun demokraside karşılığı ne ise,  sonuna kadar müdafaa etmek zorundayız!