Ermeni lobileri, Yahudi lobileri, Katalan lobileri… Beğenelim, beğenmeyelim; yaptıkları is muazzamdır. Yaşadıkları toplum içerisinde dikkate alınan, söz hakki sunulan ve isteklerini/şikâyetlerini kolayca dile getirebilen halklar. Peki, ilk akla gelen bu örneklerin içinde niçin biz yokuz?

Uluslararası meseleleri bir kenara bırakırsak, yaşadığımız toplumdaki sorunları iletebilmekte dahi büyük bir zafiyet içerisindeyiz. Belçika’daki düşük eğitim seviyemiz ve sebepleri; çeşitli nedenlerle istihdam edilmeyen isçilerimiz; toplumun her seviyesinde maruz kaldığımız ırkçılık; dil sorunu, uyum sorunu, dışlama, gettolaşma vs… Sorunlarımız uzuyor gidiyor. Tercanlı bir millet olarak sorunları direkt çözmeye çalışmamız ise, aslında en büyük sorunumuz.

Sorunlarımızı tartışmaktan önce ele almamız gereken, çözüm için gerekli bilinç ve altyapı olmalı.

Teorik olarak yazımda belirtmek istediğim bu kadar. Pratikte ise; duyduklarımdan, okuduklarımdan ve konuştuğum kişilerden yola çıkarak;  su aşağıdaki maddeler üzerinde durmamız gerektiğini savunuyorum:

  1. Türk siyasetçiler, “nasıl olsa Türk’üz diye bize verirler” mantığını bırakarak, fikir ve proje sunmalıdır. Ve bu projeler de “yuvarlak” ve popülist değil; mantığa uygun, uzun vadeli ve efektif projeler olmalıdır.
  2. “Bu bizim hemşeri”, “bu bizim hisim, tanış, bu olsun!” mantığını hem siyasette, hem sosyal hayatta, hem de is hayatında –bütün toplum olarak- bırakmalıyız. “İşi ehline emanet edin” hadîs-i şerifinden (a.s.) yola çıkarak, yalnızca becerikli siyasiyi, becerikli insanları ve isçileri seçmeliyiz.
  3. Sivil Toplum Kuruluşları (STK’lar), siyasiler ve toplumun diğer önde gelenleri, birbirleri ile daha yakın olmalı ve günü kurtarmak yerine, daha ciddi ve daha uzun vâdeli çözümleri istişare etmeli. Aradaki husumetler bitirilmeli, ilişkiler profesyonel olmalı.
  4. Türk toplumunu bir şekilde temsil eden insanlardan, gerektiğinde hesap sorabilmeliyiz.
  5. Güçlü bir irade sergileyebilmek için, ayrıştığımız noktalar üzerinde durmak yerine, hepimizi birleştirecek idealler ile ortak hedefler belirlenmeli. Eğitim seviyesi gibi, istihdam şikâyetleri gibi…
  6. Gençleri bilgilendirmek, eğitime teşvik etmek, eğitim sürecinde teşvik etmek ve eğitimlerinden sonraki sorunlarıyla ilgilenmek üzere büyüklerimiz bir araya gelmelidir. Türk öğrenci dernekleri, bu konuyla ilgili onları çok güzel yönlendirecektir.
  7. Türkiye siyaseti ile olan yakın alakamızı kişisel bazda tutmaya özen göstermeli, bunun örgütlenmeye giderek zaten bazı konularda hassas olan ve burada azınlık olan halkımızı germemeli ve parçalanmaya itmemeliyiz.

Dünya halkları nasıl bir araya gelir, sorusuna 7 yaşındaki küçücük bir çocuğun verdiği cevap: “başka bir dünya bize saldırırsa”… Doğru ve hatta bunu sağlamak için tek yol gibi gözüküyor… Çünkü o zaman herkes bir tek amaç etrafında birleşmiş olacak: “dünyayı kurtarmak”.

Peki, dünyamızda bunca kurtarmamız gereken sorunlarımız varken; ve biz bunun çaresini bir çocuktan öğrenmişken; gerçekten başka bir dünyayı mı bekleyeceğiz?